|
Namaz içinde yapılması veya yapılmaması mekruh olan şeyler tahrimî (harama
yakın) ve tenzihî (helala yakın) olmak üzere iki kısımdır. Şöyle ki: Bir vacibin
terkini taşıyan bir iş tahrimen mekruhtur. Bir sünnetin terkini taşıyan bir iş
de, tenzihen mekruhtur. Bununla beraber tenzihen mekruh olanlar da, önemleri
bakımından ve tahrimen mekruhlara yakınlıkları yönünden birbirlerinden
farklıdırlar. Örnek: Müekked bir sünneti terketmek, bir vacibi terk etmek
derecesine yakın bir keraheti taşır. Farzların, vaciblerin ve müstahabların ve
bunların zıdlarının değişik olması gibi...
Namazda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır:
1) Namaz kılarken bir özür bulunmaksızın bir direğe, duvara veya
sopaya dayanmak mekruhtur.
2) Namazda bir sağa ve bir sola doğru meyletmek mekruhtur. Çünkü böyle
bir hareket gereksiz ve huzura aykırıdır.
3) Bir özür olmaksızın namazda birbiri peşine olmamak üzere birkaç
adım yürümek mekruhtur. Fakat görülen bir yılanı veya bir akrebi öldürmek gibi
bir özür sebebiyle atılacak birkaç adım mekruh değildir. Bununla beraber bunları
öldürmek, biraz yürümeye ve birkaç kez çarpmaya muhtaç olursa, bununla namaz
bozulur. Ancak bu halde namazı bozmaya dinde izin vardır. Çünkü herhangi bir
zararı kaldırmak için namazı bozmak caizdir. Bir kimseyi ölümden kurtarmak için
veya bir malı, değeri bir dirhem olsa bile, zayi olmaktan kurtarmak için namaz
bozulabilir; bu mal ister namaz kılana ve ister başkasına ait olsun farketmez.
4) Namazda bit veya pire tutmak ve öldürmek veya kovalamak mekruhtur.
Karınca ve pire gibi bir şeyin ısırmasından rahatsız olan kimsenin namaz içinde
bunlari yalnız tutup atmasında kerahet yoktur.
5) Namazda boş bir kokuyu koklamak veya tükrüğü atmak veya elbise ile
bir iki kez yelpazelenmek, namazdan önce veya namaz içinde erkek için kolları
dirseklere doğru toplamak mekruhtur.
6) Namazın kıyam, rüku ve secde hallerinde, bir özür bulunmaksızın
elleri sünnet olduğu üzre konulması gereken yerler üzerine koymamak mekruhtur.
Kıyam halinde elleri yanlara salı vermek gibi...
7) Namazda dizleri yere koymadan önce elleri yere koymak ve secdeden
kalkarken dizleri ellerden önce kaldırmak mekruhtur. Ancak bir özür sebebiyle
yapılabilir.
8) Namazda kıç üzerine oturup but ve bacakları yukarıya dikmek
mekruhtur.
9) Erkeklerin secde ederken kollarını tamamiyle yere döşemeleri
mekruhtur.
10) Rüku veya secde yaparken, başlangıç tekbirinde olduğu gibi elleri
yukarıya kaldırmak mekruhtur.
11) Namaz içinde bir özür olmaksızın bağdaş kurmak veya dizleri dikip
oturmak mekruhtur.
12) Rükuda ve secdede, kavme ile celsede sükûneti terk etmek
(duraklama yapmaksızın hareket halinde bulunmak) ve çok acele rüku ile secde
yapmak mekruhtur.
13) Namazda gerinmek, esnemek ve el ile ağzı kapamak mekruhtur. Çünkü
gerinmek bir gaflet ve tenbellik eseridir. Esnemek de bir gevşeklik nişanıdır.
Eğer esneme halinde ağız yumulabiliyorsa, bu mekruh olmaz. Buna güç yetmiyorsa,
namaz içinde sağ elin arkası ile, namaz dışında da sol elin arkası ile ağız
kapatılmalıdır.
14) Namazda bir zaruret olmaksızın kendi arzusu ile öksürmek
mekruhtur. Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek, edebi gözetme bakımından pek
güzeldir.
15) Namazda sesi işitilmeyecek derecede üfürmük mekruhtur. Bu üfürme
halinde, en az iki harften ibaret bir ses işitilecek olursa, namaz bozulur.
16) Namaz içinde verilen selâmi el ile veya baş işareti ile almak
mekruhtur.
17) Namazda okumaya engel olmayacak miktarda ağıza altın, gümüş, inci
ve benzeri erimez bir şey almak mekruhtur. Bunlar okumaya engel olursa namaz
bozulur. Ağızda eriyen şeyler de böyledir.
18) Namazda, dişlerin arasında bulunan nöhut tanesinden küçük bir
yemek parçasini yutmak mekruhtur. Nohut tanesinden büyük olursa, namazı bozar.
19) Yenmesi yasak olmayan bir yemek hazir olduğu halde namaza başlamak
mekruhtur. Bu yemek ister iştah çekici olsun, ister olmasin eşittir. Ancak
vaktin çikmasindan korkulursa, o zaman önce namaz kılınır.
20) Namazda gözleri yummak, gözleri semaya dogru kaldirmak veya saga-sola
bakmak veya boynunu çevirerek saga-sola bakmak mekruhtur. Bakilmasi caiz olmayan
bir şeyi görmemek için veya tam bir saygi ile Yüce Allah'ın huzurunda
bulunmaktan dolayi gözleri yummakta kerahet yoktur.
21) Namazda iki elin parmaklarını birbirine çatmak, parmak çıtlatmak
veya çıtlayacak şekilde sıkmak ve elleri böğrüne koymak mekruhtur.
22) Namazda daha selâm vermeden terleri veya yüze dokunmuş olan
toprakları silmek mekruhtur. Ancak bir zararı kaldırmak ve bir yarar sağlamak
için silinebilir. Göze girip zahmet veren bir teri silmek gibi..
23) Rüku halinde sünnet üzere olan duruma aykırı bir şekilde başı
yukarı tutmak veya aşağıya indirmek, imamdan önce rükua veya secdeye gitmek ve
ondan önce rükudan veya secdeden baş kaldırmak mekruhtur. Fakat imam daha rükua
veya secdeye gitmeden, muktedi (imama uyan) rükua veya secdeye gidip başını
kaldırsa namazı bozulur. Ancak İmam daha selâm vermeden bu rükuu veya secdeyi
imam ile veya ondan sonra iade ederse, bozulmaz.
24) Rükuda veya secdede tesbihleri terk etmek veya üçden az okumak
mekruhtur.
25) Kıyamdan, rükua, rükudan secdeye, secdeden kıyama geçiş hallerinde
meşru olan tekbirleri ve zikirleri, bu intikallerden sonra okumak mekruhtur.
Kıyamdan rükua vardıktan sonra "Allahü Ekber" demek ve rükudan kıyama tam
döndükten sonra "Semi'allahü limen hamideh" demek gibi. Bu şekilde bu zikirlerin
yeri kaybedilmiş olur.
26) Kırda namaz kılarken çakıl taşlarını el ile düzeltmek mekruhtur.
Ancak üzerlerinde secde etmek mümkün değilse, yapılabilir. Bu durumda iki
defalık bir düzeltme caizdir.
27) Başkasına ait olan bir yerde, sahibinin rızası olmaksızın kılınan
namaz mekruhtur. Bir görüşe göre böyle bir yer, bir müslümana ait olup ekilmemiş
ise, üzerinde namaz kılmakta kerahet yoktur.
28) Bir kimse başkasına ait olan bir yer ile herkese ait bir yol
üzerinde namaz kılmak mecburiyetinde kalsa, bakılır: Eğer şahsa ait yer ekilmiş
veya gayri müslime ait ise, o yol üzerinde kılması daha iyidir. Gayri müslimin
bu namaza razı olmayacağı bilinen şeydir.
29) Namazı huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu
yerlerde kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak
gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabıları da arka tarafa
bırakmak, huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır.
30) Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz
kılmak mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh
değildir. Yine asılı bulunan Mushaf-ı Şerife veya bir kılıca karşı namaz kılmak
da mekruh değildir. Çünkü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır.
31) Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak
mekruhtur. Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Ancak
bu adamın konuşmasından dolayı şaşırmak umuluyorsa, mekruh olur.
32) Temiz olmayan şeylere karşı ve temiz olmayan şeyler yakınında
namaz kılmak mekruhtur. Bunlar namaza olan saygıya aykırı hallerdir. Mezarlıkta,
yol ortasında, hamamda, hayvan boğazlanan yerlerde namaz kılmak da böyledir.
Fakat mezarlıkta veya hamam gibi yerde namaz için bir yer ayrılmışsa, kerahet
olmaz.
33) Namazda bir gerek bulunmaksızın bir çocuğu yüklenmek veya
kendisini meşgul edecek bir eşya taşımak mekruhtur.
34) Helâya (tuvalete) gitmek sıkıntısı olduğu halde namaza başlamak
mekruhtur. Öyle ki, namaz içinde böyle fazla bir sıkıntı gelip kalbi meşgul
edecek olursa, vakit müsait olduğu takdirde namazı bırakmalı, sıkıntıyı
giderdikten sonra abdest alıp tekrar namaza başlamalıdır. Böylece namaz kalb
huzuru ile kemal üzere kılınmış olur. Aksi halde namaz sahih olursa da, günah
işlenmiş sayılır.
35) Namaza engel olmayacak miktardan az bir pisliğin elbisede, bedende
ve namaz yerinde bulunması mekruhtur.
36) Kirli elbiselerle, ev işlerinde giyilen elbiselerle namaz kılmak
mekruhtur. Çünkü süs sayılan temiz elbiselerle namaz kılınması emrolunmuştur.
Ancak başka elbise yoksa, bunlarla kılınabilir.
37) Bir özür olmaksızın elbiseyi giymeyip omuzlar üzerine alarak
salıvermek suretiyle namaz kılmak mekruhtur.
38) Namazda, elleri çıkaracak bir aralık bırakmaksızın ihram gibi bir
şeyin içine bürünmek mekruhtur.
39) Bir özür olmadan yalnız tek bir elbise ile (bir entari ile) namaz
kılmak mekruhtur. Erkeklerin sıcak bölgelerde gömlek giymeyip yalnız şalvar ile
namaz kılmaları da böyle mekruhtur.
40) Bir zaruret olmaksızın erkeklerin ipek elbise ile namaz kılmaları
mekruhtur. (Kerahet ve istihsan bölümüne bakılsın).
41) Elbiseyi topraktan veya diz yerinin belirmesinden korumak için
rükua veya secdeye giderken "az bir hareketle" yukarıya çekmek mekruhtur.
Bilindiği gibi "çok hareket" namazı bozar.
42) Namazı gasbedilmiş bir elbise ile kılmak mekruhtur. Başka bir
elbise bulunmasa, yine hüküm aynıdır. Çünkü başkasının malından sahibinin izni
olmaksızın yararlanmak caiz değildir.
43) Erkeklerin secde ederken yere değmesin diye, bütün saçlarını arka
tarafa toplayıp bağlamaları mekruhtur.
44) Erkeklerin uzatmış oldukları saçlarını, kadınlar gibi bağlayıp
başlarının üzerinde bağlamış veya başlarının etrafına sarmış oldukları halde
namaz kılmaları mekruhtur. Böyle bir şeyin namaz içinde kasden yapılması ise
"çok hareket" olacağı'ndan namazı bozar.
45) Namaz içinde az bir hareketle insanın üzerinden elbise çıkarması,
başındaki sarığı çıkarması veya böylece bir şeyi giyinmesi veya başını sarması
mekruhtur. Fakat böyle bir şey, fazla bir hareketle yapılırsa, namaz bozulur.
Namazda elbise ile veya vücudun organları ile gereksiz olarak oynamak da
mekruhtur.
46) Namazda başın etrafına mendil gibi bir şey bağlayıp tepesini açık
bırakmak mekruhtur.
47) Namazda tenbellikten ve gevşeklikten dolayı başı açık bulundurmak
mekruhtur. Tenbellikten maksad, baş örtmeyi bir ağırlık saymaktır. Gevşeklikten
maksad da, namazda baş örtmeyi önemsememektir. Halbuki bu bir sünnettir. Böyle
olmayıp da özürden dolayı olursa, başın açık bulunmasında bir kerahet yoktur.
Sadece sıcaktan veya hafiflemekten dolayı başı açık bırakmak ise, mekruh
görülmüştür, bu bir özür sayılmaz.
Bir de namazda tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmakda bir kerahet
yoktur, denilmiştir. Bununla beraber deniliyor ki, tevazu ve huşu bir kalb
işidir. O halde kalb ile tevazu ve huşuda bulunup başı örtmek daha iyidir. Yine
denebilir ki, tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmak, kalbdeki tevazu ve
teslimiyetin bir dış görüntüsüdür. Bunun için iyidir. Şu kadar var ki, namaza
başlarken sadece tevazu ve huşu maksadı ile başları açık bırakacak kimseler pek
az bulunur.
Şunu da ilâve edelim ki, biz namazlarımızı Peygamber Efendimizin kıldığı gibi
kılmakla emrolunmuşuz. Çünkü bir hadis-i şerifde Peygamber Efendimiz şöyle
buyurmuştur: "Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız sizde öyle namaz kılın."
Peygamber Efendimiz ise, nâmazlarını mübarek başları örtülü olarak kılmışlardır.
Bu bir âdet işi değildir. Doğrusu namazda peygamberimizin uyguladığı sünnet
işine uymak ve başkalarına benzemekten sakınmak meselesidir. İhramda başların
açık bulundurulması başka bir hikmete bağlıdır. O, mahşer hayatının bir
örneğidir. Namaz buna kıyas edilemez. İbadetlerde kıyas geçerli olmaz. Artık
gerçek bir özür bulunmadıkça, başı güzel bir şekilde secdeye engel olmayan bir
giysi ile örtmenin daha faziletli olduğu kesindir: Böyle ki, secde esnasında
baştan düşen bir giysiyi (tekel ile) başa yerleştirmek faziletli görülmüştür.
Fakat iki elle (çok hareket ile) yapılmaz.
Bu konuda kerahet ve fazilet erkeklere göredir. Kadınlara göre ise,
başlarının namazda örtülü olması her halde şarttır. Başlarının açık bulunması,
namazlarını bozar. Bu konu, din kitablarımızın bir çoğunda, özellikle Bahr-i
Raik ile Reddü'l-Muhtar" adlı eserlerde ayrıntılı olarak yazılmıştır.
48) Namaz kılanın başı üstünde veya kendisine yakın olarak ön
tarafında veya kendisine yakın olmasa da, sağ ve sol tarafından hizasındaki
duvar veya tavan üzerine çizilmiş veya asılmış büstümsü canlı yaratık
şekillerinin bulunması mekruhtur. Arka tarafda bulunması da çoğunlukça mekruh
sayılmıştır. Fakat bunun keraheti nisbeten azdır.
Namaz kılanın ayakları altında veya oturduğu yerde bulunan veya karşıdan
organları seçilemeyecek kadar küçük olan veya başları kesilmiş veya yüzleri
büsbütün silinmiş veya örtülüp yok edilmiş bulunan bir resmin bulunması, namaz
bakımından keraheti gerektirmez.
Yine, kese ve cüzdan gibi şeyler içinde bulunan paralar üzerinde basılı
bulunan resimler veya bir organda dövme suretiyle çizilip elbise ile örtülen
şekiller veya yüzük taşına oyulup belirsiz halde kalan resimler namazın
kerahetini gerektirmez.
Canlılara ait olmayan resimlerde de kerahet yoktur. Ağaç; bina, ay ve güneş
resimleri bu kısımdandır. Çünkü bunların resimlerine ibadet edilmemiştir. Ancak
namaz kılanın zihnini meşgul edecek bir durum bulunursa kerahet olur. Bir de
kuştan daha küçük olan bir şekil veya bir yerde bulunduğu halde ayakta iken
bakılınca organlarının ayırımı, belirsiz olan resim, namaz kılanın yanında
bulunsa, keraheti gerektirmez.
49) Üzerinde canlı resimleri bulunan bir elbise ile namaz kılınması ve
canlıya ait bir resim üzerine secde edilmesi mekruhtur. Fakat böyle bir
elbisenin üzerine başka bir elbise giyilirse, onunla namaz kılınmasında kerahet
yoktur.
Bir de yere serili olup üzerinde böyle resimler bulunan bir serginin, resim
bulunmayan kısmında namaz kılınması ve secde edilmesi mekruh değildir.
Bilindiği gibi, öteden beri birçok kavimler, yalnız bir olan Allah'a iman
inancını bırakıp şirke düşmüşler ve tasarladıkları canlı tanrılarının resim ve
heykellerini yaparak onlara tapınmışlar, hürmet göstermişler ve ibadethanelerini
onlarla doldurmuşlardır.
Bugün madde yönünden pek yüksek görülen nice milletler de henüz kendilerini
böyle putlara tapmaktan kurtaramıyorlar. İslâm dini ise, insanlara tevhid
(yalnız bir Allah'a ibadet) inancını tebliğ edip öğretmiştir. Allah'a ortak
koşan kavimlerin bu putlara tapma hallerini çok fazla kötülemiştir. Artık ezelî
ve ebedî olan, her şeye hakim bulunan bir yaratıcının varlığına inanan ve yalnız
O'na ibadetle şeref kazanan İslâm toplumunun bu putlara tapanlara karşı bir
ayrılık nişanı göstermesi gerekir. Yalnız bir Allah'a iman (tevhid) inancını
daima göstermek için mabedlerini ve namaz kılacakları yerleri, bu gibi puta
tapanları taklit ve onlara saygı anlamına gelecek şeylerden uzak bulundurmaları
bir görev gereğidir.
Gerçekten hiç bir müslümanın bu gibi resim ve heykellere tapınmak hatırından
geçmez. Fakat şu putperest milletlere karşı bir ayrılık eseri göstermek ve zihni
az çok meşgul edecek şeylerden namazgâhlarını uzak bulundurmak dinimizin yüksek
hikmetleri gereğidir.
50) Namazın mekruhlarının bir kısmı "İmamet ve Cemaat" konusunda, bir
kısmı da "Kıraat ve Evkat-ı Salât" bölümünde ve diğer konularda yeri geldikçe
anlatılmıştır.
51) Yanılma olmaksızın ve sehiv secdelerini gerektirmeksizin keraheti
tahrimiye ile kılınan namazların iade edilmesi vacibdir. Fatiha sûresi yerine
kasden başka bir âyet okunarak kılınan namaz gibi...
Tercih edilen görüşe göre, kerahetle kılınan önceki namazla farz yerine
getirilmiş olup iade sureti ile kılınan namaz ise onun eksiklerini tamamlayıcı
yerine geçmiş bulunur. |